NurPlast

Vesayet Sistemi ve 16 Nisan Referandumu

Abdulkadir MENEK

Yazar : Abdulkadir MENEK

 Türkiye’de demokratik sistemin gelisimi çok sancili bir sekilde ve problemlerle dolu bir süreç içinde yol almaktadir. Kurulus yillarindan itibaren ülkemizdeki yönetim sistemi, esas itibariyla halktan duyulan korku ve evham üzerine bina edilmistir. Tek parti tarafindan zulümlerle ve tam bir ‘’diktatörlük’’ anlayisi ile yönetilen yirmi yedi yillik süre içerisinde, halki baski altina almak ve tamamen sindirmek için her türlü yola basvurulmaktan çekinilmedi.

Bu yazida bunlarin detayina girecek degiliz. Bunlar ile ilgili olarak çok sey yazildi ve nazarlara sunuldu. Aslinda koruma kanunlari ile tarih çalismalarina kisitlamalar getirilmemis olsaydi, bu yillarda yapilan zulüm ve dehsetli haksizliklar, daha objektif ve gerçekçi bir sekilde ortaya çikmis olacakti. Buna ragmen halkin çok kahir bir ekseriyetinin vicdaninda, bu dönemin anti demokratik uygulamalarinin ve vicdanlari sizlatan zalimane icraatlarinin öfke ve nefretle hatirlandigi konusunda bir süphe bulunmadigi kanaatindeyim.

1946 yilinda, dünyadaki konjuktürel sartlarin zorlamasiyla çok partili yönetim sistemine geçilmesinin ardindan, 1950 yilinda yapilan Genel Seçimde, Demokrat Partinin tek basina iktidara gelmesi, yönetimi elinden kaçiran çevrelerde büyük bir korku ve panik havasinin olusmasina neden oldu.

Iktidar olan, fakat devlette muktedir olamayan Demokrat Parti dönemi ile birlikte, bürokratik oligarsi ve silahli kuvvetler tam bir ittifak halinde vaziyet alarak, halkin seçtigi iktidarlari frenlemek, rejimin kurulusunda sifrelenen müstebit ve ceberrut devlet zihniyetini muhafaza ettirmek ve bu zihniyetin devlette olan egemenligini sürekli kilmak üzerine pozisyon almaya basladilar.

Halkin seçtigi iktidarlar göreve baslayacak, fakat rahat hareket etme ve icraatta bulunma firsati verilmeyecek, vesayet sisteminin devam etmesi için, kendi hesaplarina göre çizgiyi asan icraatlarin frenlenmesi görevini de Cumhurbaskanlari üstlenecektir. Cumhurbaskanlari, halkin seçtigi hükümetlerin icraatlarina, rejimin genlerinde sifrelenen esas zihniyetin izin verdigi ölçüde yol vermisler, ezan meselesinde oldugu gibi, güçlerinin artik yetmedigi durumlarda mevcut durumu muhafaza veya en az taviz vererek vaziyeti kurtarmaya çalismislardir.

Kenan Evren’in Turgut Özal’a, Süleyman Demirel’in Necmettin Erbakan’a, Ahmet Necdet Sezer’in Recep Tayyip Erdogan’a karsi takindigi engelleme ve bazen hukuk disiliga varan muhalefet ve zorlamalar, bu uygulamalarin en bariz delilleridir. Celal Bayar ve Adnan Menderes ile Fahri Korutürk ve Süleyman Demirel arasinda yasanan bazi gerginlikler ise, çok büyük boyutlara ulasmadan, üzerleri örtülmeye çalisilmistir.

Aslinda Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de görev yapan bütün Cumhurbaskanlari ile Basbakanlar arasinda küçümsenmeyecek ölçüde problemler yasanmistir. Bir kismi, hiçbir sekilde kamuoyuna yansitilmamaya çalisilmis, bir kismi da sogumaya birakilmis, bazilari ise kriz boyutuna ulasmistir.

Bütün bu tebaiyet ve uzlasma gayretlerine ragmen, bu dönemlerde halkin seçtigi yöneticiler 27 Mayis 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdahalelerine hedef olmaktan kurtulamamislardir. Baska bir sekilde ifade edecek olursak, devletin derin katmanlarinda yuvalanan ve kendilerini devletin esas sahibi olarak gören muktedirler, bir direnç ile karsi karsiya kaldiklari zamanlarda ise asker marifetiyle yönetime müdahale etmekten de geri durmamislardir.

Merhum Özal’in Cumhurbaskani seçilmesine kadar geçen yetmis yillik Cumhuriyet tarihi boyunca bu zihniyet çok önemli bir zorlama ile karsilasmadan islerini kendi açilarindan tikir tikir yürütmüslerdir. Cumhurbaskanlari ile birlikte Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkemeler ve onlarin da güçlerinin yetersiz kaldigi noktalarda Silahli Kuvvetler devreye girerek, dine ve millete soguk bakan ve mesafeli duran ceberut devlet anlayisinin muhafaza edilmesi için sürekli olarak durumdan vazife çikarmislardir. 

Merhum Özal’in Çankaya Köskü’ne çikmasi, bu durumun degismeye baslamasinin en önemli ve çok ciddi bir adimi olmustur. Ancak 8. Cumhurbaskani Turgut Özal’a en fazla üç yil tahammül edilebilmis, bugün bile henüz tam olarak aydinlatilamamis ve birçok süphe izleri tasiyan bir vefat ile Cumhurbaskanligi makami bosaltilmis, 28 Subat örneginde oldugu gibi tam bir emir eri seklinde çalisacak bir yönetim anlayisina sahip olan Süleyman Demirel’e, 9. Cumhurbaskani olmanin yolu açilmistir.

28 Subat Süreci, halkin oylari ile çogunlugu elde etmis siyasi iktidarin, Demirel’in Cumhurbaskani olarak oturdugu Çankaya destekli senaryolar ile nasil da iktidardan uzaklastirildiginin, korku ve yapay olusumlar üzerine bina edilen yeni siyasi parti ve istifalar ile ne tür icraatlara imza atabilecek hükümet alternatiflerinin büyük bir ustalikla hayata geçirildiginin, tabiri caizse, millete nasil da kan kusturuldugunun çirkin ve acimasiz uygulamalarina sahne olmustur.

Süleyman Demirel’in; derin devletin ve devletin derin katmanlarinda sifrelenen millete muhalif uygulamalarin usta örnekleri ile geçirdigi, Mozart soslu çagdas Türkiye sovlarinin yapildigi, basörtüleri ile okumak isteyen genç kizlara, Suudi Arabistan yollarinin gösterildigi yedi yillik görev süresinin ardindan, tam da istenilen evsafa uygun olan yeni bir Cumhurbaskani bulundu. Anayasa Mahkemesi Baskanligi görevini yürüten Ahmet Necdet Sezer’e altin tepsi içinde sunulan bir Cumhurbaskanligi ile kati ve millete soguk ve tepeden bakan uygulamalarin büyük bir prim yaptigi yedi yillik yeni bir dönem baslamistir.

Aslinda bu noktada çift basliligin ortadan kaldirilmasi, halkin icraci hükümetin basi olarak seçtigi bir Cumhurbaskaninin daha rahat bir ortamda görev yapabilmesi ve hesabini bes yilda bir millete vermesinin ne kadar önemli ve gerekli oldugu zaten asikar bir realite olarak ortada durmaktadir.

Bu konu ile ilgili olarak yapilan spekülasyonlarin büyük bir çogunlugunun, Cumhurbaskani Erdogan’in sahsina karsi belli bir kesimde var olan ve her seçimin ardindan, Erdogan’a olan destegin artmasina paralel olarak artan husumetten baska gerçekçi bir sebebin mevcut olmadigi kanaatindeyim. Bes yilda bir millete hesap verecek, en fazla iki dönem görev yapabilecek bir Cumhurbaskanligi yönetim sisteminde, islerin çok daha kisa bir sürede ve gereksiz engellere takilmadan yapilabilmesinin yolu açilacagi halde, buna olan muhalefetin esas sebebi millete olan güvensizlikten kaynaklanmaktadir.

Milletin kendi zihniyetlerine yakin bir kisiyi % 50 oy vererek iktidara getiremeyeceginden emin olan sol ve laik çevreler ile bütün stratejilerini Erdogan ve Ak Parti düsmanligina bina eden bir kisim fanatik gruplar; birçok yalan, abarti ve demagoji ile kafa karistirmak ve hiç olmazsa çok az da olsa kendileri açisindan var olan bir ümit kirintisini devam ettirmek istiyorlar.

Milletimiz insallah 16 Nisan’da yapilacak Referandumda, böyle bir yalan ve algi operasyonuna kapilmadan iradesini en güzel sekilde sandiga yansitacaktir. Gelecegimizi sekillendirecek dogrultuda tercihini: inanç, gelenek ve degerlerimize kuvvet verecek biçimde tecelli ettirerek, Türkiye üzerinde hesap yapan yedi düvele de büyük bir ders vermis olacaktir.  


Yazarın tüm yazıları.


BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP