NurPlast

Said Nursi Çagdas Islam Düsüncesinde Bir Milad

Bediüzzaman’in, çagdas Islam düsüncesinde bir milad oldugu tezini öne sürüyorum.
 
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin çagdas Islam düsüncesinde milad olmasindan kastettigim sey, önce, kendisinden önceki bütün bir Islam düsüncesi fikriyatini ve fiiliyatini sil bastan tasvir, tarif ve tahlil etmis olmasi ve sonra da, kendisinden sonraki kusaklara Islam düsüncesinin nasil bir görünüme, muhteva ve forma sahip olabilecegini göstermis olmasidir.
 
Bediüzzaman’a bu açidan fazla yaklasilmis degil.
 
Birinci Lem’a iki buçuk üç sayfalik bir metin ama böyle bir metin Islam düsünce tarihinde yok.
 
- Bu abarti mi?
 
Simdi söyleyecegim:
  • Birinci Lem’a’dan biz hem Islam düsüncesinin hem çagdas Müslümanlarin temel sorunlarinin ne oldugunu anlayabiliriz.
  • Birinci Lem’a’dan çagimizda karsi karsiya kaldigimiz sorunlarin nasil çözümlenebilecegine iliskin bir tarih felsefesi gelistirebiliriz.
  • Birinci Lem’a’dan bizim bu dünyaya söyleyebilecegimiz sözü nasil söyleyecegimizi gösteren bir estetik teorisi gelistirebiliriz.
  • Birinci Lem’a’dan bir belagat teorisi gelistirebiliriz. Bu inanilmaz bir sey!

Birinci ve Ikinci Lem’a’yi sürekli dönüp dönüp okurum. Bir türlü tükenmiyor. 

  • Bediüzzaman Hazretlerinin nebevi bir verasetin sahibi oldugunu bilmemiz lazim.
  • Bediüzzaman Hazretlerinin düsüncesinin nebevi bir düsünce oldugunu kavramamiz lazim.
 
Nasil ki, birinci medeniyet buhranini Ibn Haldun’un gelistirdigi tarih felsefesi üzerinden asmayi basardiysak; ayni sekilde, yasadigimiz ikinci medeniyet buhranini da, Bediüzzaman’in varligin, esyanin ve hakikatin sil bastan Müslümanca bir bakis, duyus, durus, kavrayis ve düsünüsle anlamlandirilmasi için önerdigi iman hakikatleri tasavvuruyla asabilecegimizi düsünüyorum. 
 
Bediüzzaman Hazretleri Gazali’nin ilim sütununda yaptigini, Ibn Arabi’nin irfanda yaptigini, Ibn Haldun’un hikmette yaptigi yolculugu alim, arif ve hakim sahsiyetleri ile sahsinda bütünlestirmis tek kisi.
 
Bediüzzaman’la ilgili ön yargi yikildi.

Hem Islami entelektüel çevrede hem de diger entelektüel çevrelerde ön yargilarin yikildigini düsünüyorum.

Muhterem Hocam, Bediüzzaman Hazretlerini, Risale-i Nurlari ne zaman tanidiniz?
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin eserleri Risale-i Nurlarla ilk gençlik yillarimda tanistim. O zaman okudugumda hiç bir sey anlamadigimi simdi geriye dönüp baktigimda daha iyi anliyorum.
 
Bediüzzaman’in hala bu sekilde anlasildigini düsünüyorum. Anlasilmakta zorlanildigini düsünüyorum. Bediüzzaman ‘mana-yi ismi, mana-yi harfi’ diyor ya… düz bir algilama, okuma biçimi var. Bu algilama biçiminin ötesine geçemedigimi fark ettim daha sonra.
 
Imam Hatip’in ilk yillarindan itibaren,hatta Imam Hatip’ten önce de baya ciddi okuma yapardim. Çagdas düsünce, çagdas Islam düsüncesi, sonra edebiyat sanat okumalari…
 
O dönemde Beziüzzaman Hazretleriyle kurdugumuz iliski, fikri bir iliskiye dönüsmedi. Bunun nedenleri ne olabilir diye düsünüyorum; Bediüzzman’in avami okunmus, algilanmis olmasi. Islami kesimlerin de Risale-i Nurlara mesafeli davranmasi…
 
Fakat bu, benim Risale-i Nurlarla iliskimi etkilemedi.Ama Risale-i Nurlarin fikri boyutunu kavramami engelledi. Tabi o dönemde Risalelerin çapini anlamak da zordu açikçasi; onu da söyleyeyim. 20 yil sonra 2000’li yillarin basinda Risale-i Nurlari yeniden okumaya basladigim zaman baska bir sey çikti karsima.
 
Kisinin, insanin kendisini yetistirebilmesi için önünü açacak, kendisine öncülük yapacak insanlara ihtiyaci var;bu bir arayis. Islam’la iliskisi sifirlanmis bir toplum var. 60’larin ortalari ve 70’lerden itibaren Islami eserlerin çeviri hareketleriyle Islami entelektüel yapi olusmaya basladi. 80’lerden sonra artik cemaatler arasindaki iliskiler biraz daha birbirinden beslenen iliskilere dönüstü.
 
Belki benim Bediüzzaman’i, Risale-i Nurlari yeniden okumamda bunun kismi bir etkisi oldu.
 
Biz bu dünyaya ne söyleyecegiz?
 
Bizim bu dünyaya söyleyeceklerimizin olmasi lazim. Bu dünyaya söyleyecek bir sözümüz yoksa bu dünyada yasamamizin da bir anlami yoktur. Dolayisiyla bizim kendi kaynaklarimizdan yola çikarak hem dünyanin karsi karsiya kaldigi temel varolussal sorunlari hem de Islam dünyasinin yasadigi medeniyet krizinden sonraki temel sorunlari anlamamizi ve asmamizi saglayabilecek ne söyleyebiliriz, nasil bir yolculuk yapabiliriz: Fikri bir yolculuk. Bu sorunlarin izini sürünce, ister istemez Bediüzzaman çikti karsima.
 
Bediüzzaman’la alakali ilk yazdigim yazida söylemistim. 2006 olmasi lazim. “Anahtar Bediüzzaman’dadir”.
 

O yazi Türkiye’deki entelektüel çevrelere Bediüzzaman’in ulastirilmasi açisindan önemli bir yazi. Bediüzzaman’in hem Islami çevrelere hem de Islami olmayan çevrelere ulastirilmasi, iletilmesi açisindan baya ise yaradi. Arkasindan o süreçte Bediüzzaman ve eserlerine dair ard arda 8-10 yazi yazdigimi hatirliyorum.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gerek yasadigi dönemdeki, gerekse kendinden önce yasamis olan alimlerden farkli yönleri nelerdir?
 
Çagdas Müslüman düsünürlerden bütün Islam dünyasina etkileri olan iki sahsiyet var. Biri Ikbal, birisi Bediüzzaman. Ikbal Ingilizce yazdigi için yaygin. Bediüzzaman Hazretleri 10-15 senedir biraz daha Türkiye’nin disinda ilgi görmeye basladi.
 
Ama bence henüz düsünce dünyasinin ufuklarina tasinmadi. Bu bizim için en büyük sorumluluklardan bir tanesi.
Bediüzzaman’in, bizim Müslümanca bir zihne kavusabilmemiz fikrini hallettigini görüyoruz. Bediüzzaman’in, çagdas Islam düsüncesinde bir milad oldugu tezini öne sürüyorum.
 
Bediüzzaman’in çagdas Islam düsüncesinde milad olmasindan kastettigim sey, önce, kendisinden önceki bütün bir Islam düsüncesi fikriyatini ve fiiliyatini sil bastan tasvir, tarif ve tahlil etmis olmasi ve sonra da, kendisinden sonraki kusaklara Islam düsüncesinin nasil bir görünüme, muhteva ve forma sahip olabilecegini göstermis olmasidir. Bediüzzaman’a bu açidan fazla yaklasilmis degil.
 
Neden anahtarin Bediüzzaman’da oldugunu gösteren en önemli sey bu?
 
Her insan çaginin çocugudur.Bize bir sey söyleyecek olan düsünür çaginin aglarini, baglarini, kavramlarini, asabilen ve çag açabilen düsünürdür. Çaginin ötesine tasabilecek yolculuk yapabilen bir düsünürdür.
 
Bediüzzaman, hem insanligin sorunlarina iliskin hem de Müslümanligin insanliga ne verebilecegi meselesine iliskin ortaya esasli bir külliyat, fikriyat koyan kisidir.
 
Bediüzzaman’i çaginin çocugu yapan, çaginin düsünürü yapan, klasik dönemdeki Müslüman mütefekkirlerden ayirt eden, dolayisiyla bize hitap etmesini saglayan sey; çaginin temel varolussal sorunlarini, entelektüel sorunlarini, felsefi sorunlarini, ahlaki sorunlarini kavramis birisi olmasidir.
 
Bu yüzden deizmin bütün insanligi bir felakete sürükleyecegini görüyor. Bu çok önemli!
 
Bediüzzman’in bize, çagimiza, dünyamiza -sadece Müslümanlara degil bütün insanliga- ne söylenebilecegini göstermesi açisindan burasi önemli.
 
Bediüzzaman’in çagdasi olan diger Müslüman düsünürlerden ayrilan en önemli yani, bizim klasik Islam düsünce geleneginin son halkasi olmasidir. Biz su an aslinda bu gelenekle irtibati koparmis durumdayiz. Islam’in ilim, irfan, hikmet gelenegiyle irtibatini koparmis durumdayiz.
 
Ilim, irfan, hikmet diyoruz ama bu kavramlarin içini de bosaltmis durumdayiz. O yüzden bizim Islam düsünce gelenegiyle iliskimiz sakatlanmis durumda. Biz,Islam düsüncesini bilmiyoruz. Sikinti orada.
 
Çagin bizim için ag oldugunun, aga dönüstügünün farkinda degiliz.“Çag Körlesmesi”, “Semantik Intihar” diyorum, bundan kast ettigim sey su;
 
Çag körlesmesinin bize sundugu çikmaz sokaklardan;
Birincisi; bütün insanligin Batiya mahkumiyetidir.
Ikincisi; bütün insanligin kendinden mahrumiyetidir.
Yani bütün insanlik batili, seküler, kapitalist bir düsünceye, var olma biçimine hapsolmus durumda su anda. Ekonomik, kültürel, entelektüel sinirlar ortadan kalkti. Küresel ölçekte hareket ediyoruz artik. Dünya küçüldü.Ama ölçegin büyümesi ufkun genislemesini dogurmadi. Tam tersine ölçek büyüdü, ufuk daraldi.
 
Insanlar atomlara haps oldu. Insanlar kendi dünyalarina, kendi fetislerine, kendi hiz ve haz ayartilarina haps oldu. Bütün dünyada yayilan kültür bu! Özellikle Amerikan kültürü üzerinden yayilan kültür, popüler, burger kültür bu. Yani bir anilesme bir tektiplesme ögretti. Bütün dünyanin Amerikanlasmasi diyebiliriz buna. Bütün dünyanin siglasmasi!
 
Bediüzzaman Hazretlerini farkli kilan en önemli etken ise ümmilesmis olmasi.
 
Bati uygarliginin insanligi getirdigi noktayi, çag körlesmesini asabilmemiz için bizim ümmilesmemiz lazim. Ümmilesmekten kast ettigim sey ise, bu çag körlesmesinin bizi aglarina haps eden prangalarini fark etmek. O prangalardan kurtulmak, hakikate -neyse o olarak- nüfuz edebilmek.
 
Su an insanlik böylesi bir seyden yoksun ama biz bütün insanliga, “hakikate nüfuz edebilecek bir yolculuk” armagan edebilecek kanatlara sahibiz. Ben o yüzden sunu söylüyorum: “Bugün dünyaya söylenebilecek tek bir söz var. Insanligin ihtiyacini hissettigi tek bir söz var. O sözü söyleyecek olan biziz. Ama biz yokuz!” Avamin, havasin ve havassu’l-havassin ümmilesmesi.
 
O yüzden burada Bediüzzaman gibi sahsiyetlerin inanilmaz bir sekilde önümüzü açabilecegini bilmemiz lazim.
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, çok zorlu bir dönemde fakat çaga damgasini vuran bir eser ortaya koydu. Risale-i Nurlari telif etti. Risale-i Nurlarin Islam düsünce tarihindeki yeri nedir?
 
Çagimizda sadece Bediüzzaman Hazretleri’nin gelistirdigi iki dil var.
 
Birincisi su: Bediüzzaman Hazretleri bütün Islam düsünce gelenegini desifre etmis birisidir. Sifresini çözmüs birisidir. Bunu çagdasi düsünürlerde basarmistir belli ölçüde.
Kimi kastediyorum? Mustafa Sabri Efendi’yi kastediyorum.
Kimi kastediyorum? Elmalili Hamdi’yi kastediyorum. Mehmet Akif’i, Filibeli Ahmet Hilmi’yi, Izmirli Ismail Hakki’yi, Ahmet Cevdet Pasa’yi, Said Halim Pasa’yi kastediyorum.
 
Ama ikincisini hiçbiri yapamamistir, sadece Bediüzzaman yapmistir.
 
Bediüzzaman Hazretleri’nin kurdugu ikinci dil; bütün bir Islam medeniyeti birikimini, münhasiran da tefsir, hadis, akaid, fikih, kelam, tasavvuf, felsefe, tarih, gramer, mantik, lisan gibi ilimlerden mütesekkil bütün bir Islam düsüncesi gelenegini harekete geçirerek yeniden-kurulmus, yeniden insa edilmis bir dildir.
 
Dünya ve hayat tasavvurumuzun kaynagini olusturan kavramlarimizin Islami bir düsünce insasi ameliyesi ile sifrelenerek yeniden desifre edilmesi çabasidir bu.
 
Kur’an’dan aldigi ilhami, Kur’an’dan devsirdigi ruhu üflemis ve yeni bir dil kurmustur.
 
Yani Bediüzzaman Hazretleri’nin dilinin, Risale-i Nur külliyatinin dilinin, Kur’an’in dili olmasi meselesi biraz böyle bir seydir. Eger Bediüzzaman Hazretleri Islam düsünce gelenegini bilmemis olsaydi, Kur’an’la dogrudan irtibat kuramazdi. Bu çok önemli bir sey! Islam düsünce gelenegini bilmeden dogrudan Kur’an’la irtibat kurmaya çalisanlarin hallerini görüyoruz. Ortaya çikan vaziyeti görüyoruz. Yasar Nuri Luther’ler ortaya çikiyor.
 
Bediüzzaman, Osmanli’dan Cumhuriyet’e geçis sürecinde düsüncesini kuran, hem Islami ilimlere, hem de çagdas dünyanin bütün dünyayi büyük uçurumlarin esigine firlatan felsefi sorunlarina derinlemesine ve vukufiyetle vakif, tek ve son düsünürdür: Yani anahtardir.
 
Ve her bakimdan anahtar ondadir. O yüzden, Islam’in kapisini, Islam düsüncesinin kapisini, Islam medeniyetinin kapisini ve bütün bunlari mümkün kilacak, her alanda, yeni Islami bir dil -esasli bir duyus, durus, düsünüs, söyleyis, yasayis, kisacasi varolus biçimi- gelistirebilme çabasinin kapisini Bedizüzzaman anahtariyla açabiliriz ancak. Medeniyetimizin solmaya yüz tutan dilini, bu dile hayatini ve hayatiyetini kazandiran ruhu, ruh kökünü kavrayabilmek ve yeniden üretebilmek için Bediüzzaman’i tanimak zorundayiz.
 
Bir dil, Bediüzzaman’in iki dil’i gibi, bir medeniyeti ifade ediyorsa ve bir medeniyetin -bütün boyutlariyla- ifadesiyse hakiki bir dildir. Ve o dil üzerinden yeni yemisler devsirebilmek için yürünebilir ve yeni koridorlar açilabilir ancak.
 
Bizim Bediüzzaman’i avami bir sekilde anlama çabasini artik bir tarafa birakmamiz lazim. Bediüzzaman, eserlerini sadece avam için yazmis degildir. Bediüzzaman heves için yazmadigi gibi, havas için yazmistir. (Biraz esprili olsun diye böyle söyledim.) Risale-i Nur külliyatinin havas ve havassu’l-havas düzeyinde de anlasilmasi lazim. Bediüzzaman’in ve Risale-i Nur Külliyati’nin dünyanin düsünce ufkuna tasinmasi böylelikle olabilir. Öbür türlü mümkün olmaz.
 
Bütün büyük düsünürler, mütefekkirler çag açan ve çagini asan bir eser ortaya koymuslardir. Aslinda ilk bakista çok sade bir metin sunarlar önümüze. Birazcik derinlemesine nüfuz etmesini bilirsek, derinlemesine nüfuz edebilecek duruma, bir düzeye ulasabilirsek; aslinda o sadeligin arkasinda müthis bir deruniligin sifrelendigini görürüz, gizlendigini görürüz.
 
Birinci Lem’a iki buçuk üç sayfalik bir metin ama böyle bir metin Islam düsünce tarihinde yok. Bu abartimi? Simdi söyleyecegim:
Birinci Lem’a’dan biz hem Islam düsüncesinin hem çagdas Müslümanlarin temel sorunlarinin ne oldugunu anlayabiliriz.
Birinci Lem’a’dan çagimizda karsi karsiya kaldigimiz sorunlarin nasil çözümlenebilecegine iliskin bir tarih felsefesi gelistirebiliriz.
Birinci Lem’a’dan bizim bu dünyaya söyleyebilecegimiz sözü nasil söyleyecegimizi gösteren bir estetik teorisi gelistirebiliriz.
Birinci Lem’a’dan bir belagat teorisi gelistirebiliriz. Bu inanilmaz bir sey! Birinci ve Ikinci Lem’a’yi sürekli dönüp dönüp okurum. Bir türlü tükenmiyor.
Bediüzzaman Hazretleri’nin ortaya koydugu ikinci dil, yeniden Islam düsüncesini sifrelemis olmasidir. Yeni bir Islam tefekkür dili kurmus olmasidir, bunu sifrelemis olmasidir. Bediüzzaman’in eserlerinde sistematik bir yapi yok. Belki bu yüzden biraz anlasilamiyor.
 
Sistematik olmamasi Risale-i Nur Külliyati’nin bir açmazi degil, avantajidir. Sistematik olmamasi bizim için metnin zenginligi anlamina gelir. Sistematik bir metin su sudur, bu budur diyecektir.
 
Sistematik olmayan bir metin daha sembolik, daha metaforik, daha deruni, sifreli bir dil kullanacaktir. Büyük kriz zamanlarinda sistematik düsünürler bizi yanlis yerlere sürükler. Büyük varolussal kriz zamanlarinda bize ihtiyaç olan düsünürler sistematik olmayan düsünürlerdir.
 
Bu metinle bugünden geçmise, bugünden gelecege dogru yolculuk yapabiliriz. Bunu Mesnevi-i Nuriye’nin bütününde görüyoruz. Aslinda Bediüzzaman da bunu yaptiginin farkinda.

 

Peki, sizce Islam medeniyetinin yeniden ihyasinda Risale-i Nur nasil bir rol üstlenir?
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin hem Islam düsünce gelenegi içindeki yeri hem de insanlik düsünce gelenegi içindeki yeri, üçüncü olarak da içinde yasadigimiz çagin düsünsel birikimi içindeki yeri anlasildigi ve kesfedildigi zaman nasil kilit bir rol oynayacagini görebiliriz.
 
Müslümanlar, yaklasik iki asirdan bu yana tarihlerinde tanik olduklari ikinci büyük medeniyet buhrani ile karsi karsiyalar.
 
Birinci medeniyet buhrani, 12. ve 13. yüzyillarda Islam medeniyetinin Dogu havzasinda Bagdat’in Haçli saldirilari ve Mogol istilasiyla birlikte düsmesiyle; Bati havzasinda yine ayni zaman dilimi içinde Endülüs ve Magrip’te önce büyük iç siyasi kargasalarin patlak vermesiyle, ardindan Kurtuba’nin düsmesiyle birlikte yasanmisti.
 
Birinci medeniyet buhrani, siyasi bir buhrandi. Bu buhran, Osmanli’nin bütün Islam dünyasini itikadi, içtimai ve siyasi olarak ayni anda birlestiren bir meydan okuma gelistirmesiyle birlikte asildi.
 
Birinci medeniyet buhraninin yasandigi zaman araligi, Islam düsüncesinin Gazali ve Razi geleneginde olusumunu tamamladigi, kivamini buldugu ve dolayisiyla antik Yunan düsüncesi ve diger medeniyetlerin düsünce geleneklerinden tam anlamiyla bagimsizlasarak özgünlügünü kazandigi bir zaman araligiydi.
 
Medeniyet buhraninin yasandigi bu zaman araliginin Magripte olmasina ragmen Gazali-Razi geleneginde yetistirdigi ve yasanan medeniyet buhranini tasvir, tarif ve tahlil eden en büyük düsünür tarih felsefecisi Ibn Haldun’du. Ibn Haldun, gelistirdigi “asabiye” teorisi ve “umran ilmi” metodolojisiyle yasanan medeniyet buhraninin nasil asilabileceginin ilkelerini sunmustu.
 
Yasanan medeniyet buhrani, siyasi bir buhrandi ve Ibn Haldun da meseleyi asabiye teorisiyle tam da yasanan buhranin kendisini tezahür ettirdigi sorun alanlari üzerinden kurmustu. Ibn Haldun’un çikis yolu önerisi, Magrip’te ya da Masrik’ta degil, Osmanli’da karsiligini bulmustu.
 
Osmanli, itikadi, içtimai ve siyasi toparlanma, yekvücut olma ve bütünlesme projesiyle bugünkü Islam dünyasinin “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” omurgasini çatmis ve böylelikle, bu üç dinamige dayanan bu omurga üzerinden gelistirdigi meydan okumayla Islam medeniyetinin yasadigi birinci büyük buhrani asan bir medeniyet hamlesi ve atilimi üretmisti.
 
Son iki-üç asirdan bu yana yasadigimiz ikinci büyük medeniyet buhrani ise, nedenleri bakimindan siyasi bir buhran degil, Islam’la ve hakim seküler paradigma ile ayni zamanda yasanan epistemolojik ve ontolojik kopus biçiminde ortaya çikan daha derin bir medeniyet buhrani.
 
Islam tarihinde yasadigimiz ilk sarsici fetret dönemi. Hem Islam’la, hem de hakim seküler paradigmayla çift yönlü bir temassizlik yasadigimiz, Islam’la ve hakim paradigmayla kurdugumuz iliskinin simülatif -sig, sathi ve sahte- bir iliski olarak tezahür ettigi bir fetret dönemidir bu ikinci büyük medeniyet buhraninin bizi getirip biraktigi nokta.
 
Dolayisiyla siyasi çöküs, yasadigimiz ikinci medeniyet buhraninin nedeni degil, epistemolojik ve ontolojik kopusun kaçinilmaz bir sonucudur.
 
Su an ihtiyacini hissettigimiz düsünür profili, bize siyasi bir “çikis yolu” sunacak bir düsünür profili degil; epistemolojik ve ontolojik kopusu tasvir, tarif ve tahlil ederek bu kopusun nasil asilabilecegini gösterebilecek çok yönlü bir düsünür profilidir.
 
Iste Bediüzzaman Hazretleri, bu düsünür profilinin en önemli, en velut ve düsüncesinin çapi ve derinligi hala yeterince kesfedilemeyen ve önümüzdeki bir veya iki kusak sürecinde çarpici sekillerde ancak kesfedilebilecek olan yegane temsilcisidir.
 
Nasil ki, birinci medeniyet buhranini Ibn Haldun’un gelistirdigi tarih felsefesi üzerinden asmayi basardiysak; ayni sekilde, yasadigimiz ikinci medeniyet buhranini da, Bediüzzaman’in varligin, esyanin ve hakikatin sil bastan Müslümanca bir bakis, duyus, durus, kavrayis ve düsünüsle anlamlandirilmasi için önerdigi “iman hakikatleri” tasavvuruyla asabilecegimizi düsünüyorum. Benim bu fikri gelistiris noktam da burasi zaten. Bediüzzaman Hazretlerinin bizatihi kendisi.
 
Ikinci büyük medeniyet krizi sürecinde ilim, irfan, hikmet yani alim, arif ve hakim süreçlerinde ve sütunlarindaki rol, bugün çagimizda en muhkem sekilde, en sofistike sekilde Bediüzzaman tarafindan oynaniyor. Yani Bediüzzaman Hazretleri Gazali’nin ilim sütununda yaptigini, Ibn Arabi’nin irfanda yaptigini, Ibn Haldun’un hikmette yaptigi yolculugu alim, arif ve hakim sahsiyetleri ile sahsinda bütünlestirmis tek kisi.
 
Asil mesele bu. Mesnevi-i Nuriye kilit rol oynuyor burada. Enteresan bir kitap Mesnevi-i Nuriye. Mesnevi-i Nuriye milad bence. Risale-i Nur Külliyati’nin miladi. Kendisinden önceki dönemi de temsil ediyor kendisinden sonraki döneme de hazirliyor. Bu benim yorumum. Hem alim hem arif, hem hakim Bediüzzaman’in özelliklerinde bir eser gibi. Ben Mesnevi-i Nuriye de öyle bir sey görüyorum açikçasi.
 
Medresetü’z-Zehra projesi çerçevesinde Bediüzzaman Hazretleri’nin “Vicdanin ziyasi, ulum-u diniyedir. Aklin nuru fünun-u medeniyedir. Ikisinin imtizaciyla hakikat tecelli eder” sözlerini size göre nasil anlamaliyiz?
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bilim felsefesini en güzel sekilde yapmis bir alim. Batidaki bilimin nasil ilahi boyutlardan arindirilmis, ilahi ilkelerden arindirilmis, seküler bir bilim oldugunu acayip bir sekilde tartisiyor zaten. Bediüzzaman Hazretlerinin nebevi bir verasetin sahibi oldugunu bilmemiz lazim. Bediüzzaman Hazretlerinin düsüncesinin nebevi bir düsünce oldugunu kavramamiz lazim.
 
Risale-i Nur Külliyati’ni bir bütün olarak anladigimiz zaman Bediüzzaman’in Medresetü’z-Zehra’dan Islami ilimlerle Bati biliminin birlesmesini kastetmedigini anlayabiliriz. Bu uyduruk bir seydir.
 
Burada bence asil kastedilen; bir medeniyet fikrinin gelistirildigini, Islam medeniyetinin nesv ü nema ettirecek bir ilim gelenegi kurdugumuzu düsünün; bu gelenegin içinde Tarih de var, Fizik de var, Matematik de var, Metafizik de var, Kur’an’dan Hadis’ten beslenen ilimler de var.
 
Biz, ilim gelenegimizle irtibat kuramadik daha. Asil mesele bu.
 
Bediüzzaman Hazretleri’nin öyle bir sikintisi yok. Bediüzzaman Hazretleri’nin böyle bir sikintisi varmis gibi algiliyoruz aslinda. Bediüzzaman Hazretleri’nin kastettigi sey; pergelin ayagini vahye sabitleyerek pergelin diger ayagi ile bütün ilim geleneklerine, medeniyet tecrübelerine açilmak. Bati bilimini oldugu gibi almak degil. Oldugu gibi alip mezc edemezsin. Bediüzzamanin çatir çatir tartistigi bilimin felsefi sorunlarini, Bati felsefesine iliskin kurdugu cümleleri anlamamissin demektir. Bir sekilde göz ardi ediyoruz demektir. Düz bir Islam ve Bati bilimi sentezi degildir yani. Bediüzzaman Hazretleri’nin dayandigi nebevi zemini iyi görmemiz lazim.
 
Yapilan yanlisliklardan biri de suydu; “Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’i modern bilime dogrulatiyor”. Bediüzzaman Hazretleri pozitivist dolayisiyla… böyle bir algilama biçimi var. Bu çok yanlis. Bediüzzaman Hazretleri kevni ayetleri okuyor. Yapragin, agacin, topragin, insanin, kainatin muazzam isaretler, deliller sundugunu, esmanin nasil tecelli ettigini anlatiyor. Bu kevni ayetler ile pozitif bilim ayni seyler degil.
 
Biz bir sekilde pozitif bilimi kevni ayetlerden yararlanarak okuyabiliriz ama bu ayartici bir sey. Yapilan hata su: “Bilim sunu ortaya koymustur. Kur’anda bunu söylemistir.” Bilim geçicidir. Hele modern bilim seküler bilimdir. Bunun altini çiziyorum bu çök önemli bir sey. Bugün bilim üniversal bir sey degil. Karl Popper bilimin yanlislanabilirligine özellikle dikkat çekiyor. Yani yanlislanabilen sey bilimdir. Kur’an’in, vahyin evrensel yapisini seküler bilime, yanlislanabilir, degisken bir yapiya dogrulatma çabasi çok tehlikeli bir noktaya çikartir bizi. Asil sikinti bu.
 
Bediüzzaman Hazretleri Islam dünyasinda kabul gürmüs bir alim oldugu halde -Türkiye’den çikan bir alim olmasina ragmen- Türkiye’de yasayan aydinlar Risale-i Nurlari tanimakta ya da kabullenmekte neden bu kadar geç kaldi? Özellikle de akademik camia…
 
Risale-i Nur ile irtibati olanlarin sistem tarafindan iskenceye tabi tutulmasi, yasakli hale getirilmesi Türk entelijansiyasinin biraz ürkmesine yol açti. Uzak kalmasina yol açti. Seküler kesimler hiç ilgilenmedi. Islami kesimler de biraz korktu herhalde.
Diger Islami kesimlerde ve Islami entelektüel camiada Risale-i Nurlara ilgisizligin sebebi Risale-i Nurlarin avami bir kitap oldugu zannedilmesi. Bir fikri boyutunun, derinliginin insanliga verebilecegi, insanin tefekkür yolculuguna kazandiracagi seyin görülememis olmasi ve ihmal edilmis olmasidir.
 
Bediüzzaman’a konan bu pranga, entelektüel duvarin yikildigini düsünüyorum. Gazetede Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkinda yazdigim yazilarin söyle bir karsiligi oldugunu düsünüyorum. En azindan Bediüzzaman’la ilgili ön yargi yikildi. Hem Islami entelektüel çevrede hem de diger entelektüel çevrelerde ön yargilarin yikildigini düsünüyorum. Gazetede daha çok teorik yazilar yazdigim için bütün çevrelerin okudugu yazilar çikiyor.
 
Peki, özellikle Ilahiyat camiasinin ilgisizligi hakkinda ne söylersiniz?
 
Risale-i Nurlarla ilgilenmiyorlar, ilgilendikleri zamanda avami bir sekilde ilgileniyorlar. Ister ilahiyattan olsun ister ilahiyatin disindan olsun herhangi bir profesör arkadasin Risale-i Nur’dan anladigi seyle ortalama birinin Risale-i Nur’dan anladigi seyin çok da farkli oldugunu görmedim ben. Böyle bir ariza var. Burada ilahiyatlarin vebali çok büyük. Sadece Risale-i Nur için degil, Islam düsüncesinin, Islam düsünce geleneginin anlasilmasinda da vebali çok büyük.
 
Risale-i Nurlar önümüzde ve biz Risale-i Nurlardan Islam düsüncesine yeniden gidebiliriz. Risale-i Nurlar Islam düsünce geleneginin sorunlarini yeniden görmemizi, çagin sorunlarini görmemizi ve okuyabilmemizi saglayabilir. Bu anlamda ufkumuzu açabilir.
 
Biz yapip ettiklerimizden sorumluyuz. Her insan, çaginin çocugudur. Bir düsünür de çaginin çocugudur. Bir düsünürün çaginin aglarindan kurtulmasi yeni bir çag açmasi ile mümkündür. Bediüzzaman bu açidan kilit roldedir. Bu açidan ilgi görmesi gerekir.
 

Yusuf Kaplan / Mülakat: Muhammed SEMIZ



BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP