NurPlast
5/23/2016 | A+ | A-

Süleyman Çelebi ve Mevlid

Yazildigi tarihten günümüze kadar sevgi ve heyecan hâlesi seklinde ruhlari kusatan Mevlidin müellifi bulunan Süleyman Çelebi'nin dogdugu tarihi kesin olarak bilememekteyiz. Nerede dünyaya geldigi, efrâdi, ailesi, tahsili, Mevlid'ten baska eserinin olup olmadigi, imamliktan baska bir vazifede bulunup bulunmadigi hakkinda ciddi bir bilgi mevcut degildir. Mevlidi tamamladigi zaman kaç yasinda bulundugu bile eserindeki bazi misralardan hareketle çikarilan tahmini hesaplara dayanmaktadir.

Dogru olarak bildigimiz tek tarih, "Vesiletü'n-Necât" adini verdigi Mevlid'in 812'de (M. 1409) Bursa'da tamamlanmis oldugu ve bir de Ulu camide imamlik yaptigidir. "Ebced hesabi" ile vefatina tarih düsürüldügü söylenen "râhati ervâh" terkibinin kimin tarafindan ve hangi tarihte söylendigi kesin olarak bilinememektedir. Bu terkibin çözülmesi ile ortaya çikan 825 (M. 1422) tarihi, tahminî hesabin tekrari mahiyetindedir.

Mevlid manzumesinin yazilmasina âmil olan hadise: 

Süleyman Çelebi'nin Ulu camide imam bulundugu sirada, kürsiye çikan Iranli ve siî mezhebine mensup bir vâiz, "Bakara" suresinin 285. âyetinde, mü'minlerin ikrâri olarak nakl olunan "Allah'in peygamberlerinden hiç birini digerlerinin arasindan ayirmayiz (hepsine inaniriz)" meâlindeki âyeti kerimesini izaha çalisirken, Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (sav) Isâ aleyhisselâmdan üstün tutmadigini söylemis. Halbuki ayni sûrenin 253. âyetinin "O peygamberler (yok mu?) biz onlarin kimine kiminden üstün meziyetler verdik. Allah, onlardan biri ile söylesmis, birini de birçok derecelerle yükseltmistir" sarih beyaninda, enbiya arasinda fark ve fazilet bulundugu açikça görülmekte olmasina ragmen, yapilan bu yersiz konusma, cemaat arasinda infiâl ve itirazlara yol açmistir.

Naslara aykiri olarak kendisinin vazifeli bulundugu camide yapilan bu konusma, Süleyman Çelebiyi ziyadesiyle üzmüs ve gayret-i diniyyesini harekete geçirmistir. Meselenin mahiyetini ilmî esaslara muvafik ve ehl-i sünnet mezhebine uygun bir biçimde açiklayan Süleyman Çelebi, konusmaciya lâyik oldugu cevabi vermis ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (asm) diger peygamberlerden olan üstünlügünü su beyitler ile dile getirmistir: 

Olmayip Isâ göge buldugu yol 
Ümmetinden olmak için idi ol 
Çok temenni kildilar 
Hak'tan bular Tâ Muhammed ümmetinden olalar 
Gerçi kim bunlar dahi mürsel durur 
Lik Ahmed efdal u ekmel durur 
Zira ol efdalliga lâyik durur 
Ani öyle bilmeyen ahmak durur. 


Kaleme alindigi tarihten günümüze kadar büyük bir iltifata mazhar olan, ellerde dolasan ve dillerde terennüm edilen "Vesiletü'n-Necât", Arap dilinin grameri ile ilgili eserlerde "Mimli masdar" adi verilen ve "dogum zamani, dogum yeri, dogmak" mânâlarinda kullanilan "mevlid", halk arasindaki teâmül dikkate alindigi zaman, "Hz. Muhammedin (asm) dogum zamani" mânâsinda kullanilmaktadir.

Izahina çalistigimiz bu eserin büyük bir kismi, kâinatin en yüce efendisi bulunan Resûl-i Ekrem'in (sav) kemâlâtini dile getirmekte olup alti kisma ayrilmaktadir.
1. ) Münâcât fasli,
2. ) Velâdet fasli,
3. ) Mûcizât fasli,
4. ) Mi'rac fasli,
5. ) Vefat fasli,
6. ) Duâ fasli.

Bu bölümlerden Münâcât kismi, Cenâb-i Hakk'in birligini ve kudretini, isimlerini ve sifatlarini, âlemi ve Hz. Âdemi yaratmasini, beserî hayatin tenâsül ve teselsülünü dile getirmektedir.

Allah âdin zikr edelim evvelâ 
Vacib oldur cümle iste her kula 
Birdir ol birligine sek yok dürür 
Gerçi yanlis söyleyenler çok dürür 
Cümle âlem yok iken ol vâr idi 
Yaradilmisdan gani cebbar idi.


Süleyman Çelebi; kaleme aldigi bu manzumede, edebî kabiliyetini ortaya koymaktan ziyade, Islâmî esaslara bagliligini, ehli sünnet ve'l-cemaate uygun bir biçimde dile getirmekte; sâirâne tasvirler ile âlimâne tabirleri âriflere yakisir tarzda siralamakta ve su beyitleri terennüm etmektedir: 

Ger Muhammed olmayaydi ayan 
Olmayiserdi zeminü âsümân 
Andan oldu her nihân ü âsikâr 
Ars ü fers ü yer ü gök her ne ki var 
Ger Muhammed olmayaydi ey yâr 
Olmaz idi ây ü gün leyl ü nehâr 


Süleyman Çelebi, "Vesiletü'n-Necâf" lirik bir cosku ve manevî heyecan hislerine müstagrak bir hâlde iken yazmissa da, dinî ölçüleri sairâne tasvirlere kapilarak aslâ zedelememistir. O; bir kelâm âliminin mütefekkirâne durgunlugunu, bir mantik bilgininin mukayeseye dayali hükümlerini, gönül eri bir ârifin vecd ve heyecânini buketlestirdigi beyitler içinde sunmakta ve söyle seslenmektedir: 

Askila gel imdi Allah idelim 
Derdile göz yasile âh idelim 
Ola ki rahmet kila ol pâdisah 
Ol Kerim ü ol Rahim ü ol Ilâh 


Müellif merhum, âyet ve hadislere telmihler yaparak furuk-u dâlle'nin sapkinliklarini ve kâinâtin kadim oldugunu iddia eden felsefecilerin sakat görüslerini su beyitler ile tenkit etmektedir:

Cümle âlem yok iken ol vâr idi 
Yaradilmisdan gani Cebbâr idi 
Vâr iken ol, yok idi ins ü melek 
Ars ü fers ü ay günes hem nüh felek 


Vesiletü'n-Necât'in tamami 732 beyitten meydana gelmis olup "mesnevî" tarzinda yazilmis bulunmaktadir. Büyük çaptaki hikâyeleri nazim yolu ile anlatmaya en müsait yol da budur. Mevlid'in ekserisi "Fâilâtün fâilâtün fâilün" veznindedir. Bundan baska 42 beyitlik bir parça (Kaside-i Melîha), ayni vezinde olmakla beraber, "kaside" tarzinda yazilmis bulunmaktadir.

"Tutdi cihâni serteser envâr-i Mustafa 
Çün kim belirdi dünyede esrâri Mustafa" 
beyti ile baslayan on beyitlik bir parça da "gazel" tarzinda ve "Mefûlü fâilâtü mefâilü fâilün" vezninde kaleme alinmistir. Böyle hareket etmekle hem çesitleme yoluna gidilmis hem de yeknesaklik disina çikilmistir.

Eserin anlasilmasi gâyet kolay ve benzerinin yazilmasi çok zor oldugundan dolayi Mevlid, "sehl-ü mümteni" tarzinda bir manzume olmaktadir. Osmanli sâirlerinden Nâbi, bu tarzda siir yazmayi basarmissa da Süleyman Çelebi bu usûlün zirvesine taht kurmus bulunmaktadir. Ziya Pasa, Süleyman Çelebi'nin bu sanat dehâsini söyle dile getirmektedir: 

Yâ Rab o ne sûzis, ol ne sözdür,
Sûrette gerçi sâde sözdür,
Ask u sühan anda müctemidir,
Bastan basa sehl-ü mümtenidir,
Dört yüz seneden beri efâzii,
Bir söz demedi ana mümâsil! 

Müslümanlarin Mevlid manzumesine gösterdigi bu üstün alâka; güftesinde bulunan mânâ zenginligi ve tasvirlerindeki ifade derinligi ile müellifinde meknûz üstün ihlâsa baglanmalidir. Süleyman Çelebi'den sonra açilan mevlid yazma çigrinda nice kudretli sâirler bu yolda çalisma yapmislar ve degerli eserler yazmislarsa da, hiç birinin eseri "Vesiletü'n-Necât'in kâ'bina ulasamamistir.

Sinan oglunun, Kâdî Darir'in, Hamdî'nin, Ebü'l-Hayr'in Halil'in ve hele "Merhaba" bahrini de ihtiva eden "mevlid"in yazari sâir Ahmed'in eserleri "Vesiletü'n-Necât" seviyesinde bir itibara ulasamamistir. Bu degerli eserler bir vücudun parçalarina tesbih edilip kimine kol, kimine sadir ve kimine bas denilse, Süleyman Çelebi'nin eserine "Bastaki taç" demek mübâlagali bir laf olmayacaktir.

Süleyman Çelebi'nin Peygamberimize duydugu askini ifade eden Mevlit, bir ibadet sekline dönüstürülmemelidir.

Mübarek gün ve gecelerde farz ibadetmis gibi görmek, bay bayan karisik mevlit okumak ve okutmak kesinlikle Islama aykiridir.

Mevlit merasimleri adeta bir ticari kaynak haline getirilip ölülerimizin ardindan okutulmasi da uygun degildir.

Ölçümüz Kur'an ve Sünnet olmalidir. Mevlidi de amacinin disina çikarmamak gerekir.

Hele Mevtanin yedinci, kirkinci ve elliikinci günleri adi altinda bazi gün ve gecelerde bu tür merasimler yapmak dinimizde kesinlikle yoktur. Bidattir.

Ugruna hayatini adadigi yüce Peygamberimize (asm) ümmet olmanin degerini ifade eden bir beyti ile yazimizi noktalamak isteriz: 

Ümmet isen anin ahlâkini tut 
Tâ ki ümmetlik kila sende sübut

Kaynak:Risale HABER



BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP