NurPlast

Nur Üstad:35 yillik bir hasretin ifadesi

Nur Üstad:35 yillik bir hasretin ifadesi
Nur Üstad:35 yillik bir hasretin ifadesi

 

 Erkam   YILDIRIM

 

Egitimci yazar Mehmet Nuri Bingöl- müstear ismi M. Nuri Eminler- , edebiyatin degisik türlerinde eser veren degerli bir yazar. Siirden denemeye, hikâyeden romana, biyografiden incelemeye muhtelif sahalarda kaleme aldigi eserlerle taninan Bingöl ile genel olarak edebî çalismalari ve son eseri üzerinde durduk.

YILDIRIM: Çok degisik kaynaklarda, yilliklarda, röportajlarda hayatiniz ve özgeçmisiniz bulunsa bile, bir de sizin ifadelerinizde ögrensek…

Açiklama: C:\Users\hediye\Pictures\mnb-3.jpg

 

BINGÖL : Eli kalem tutup, edebiyat-belagat iklimini soluklanmaya hazirlanan kimselerin özgeçmisi, anlayisima göre, sadece ve sadece edebi hayatiyla sinirli olmalidir. Bu yüzden, yayinlanmis ilk kitabim olan “Sürgündeki Çeçenya “dan önceki yazi çalismalarimi, yayin hayatimi ve edebiyat egitimimi göz ardi etmeyi her zaman savunmusumdur. Böyle bir idrâke ragmen, bazen “emr -i vaki” veya “zaruret” zanni ile onlara temas ettigimi hatirlamak canimi siksa bile, çoklarinca bunun anlasilacagini hatirladigimda teselli buluyorum. “Izah ettiginiz” gibi, bir yazarin hayatini oradan buradan bulmak çok zor degildir. Bence, bir yazarin hayatindan ziyade, “edebî hayati” mühimdir; onu teskil eden de eserleridir.

 

 

Açiklama: C:\Users\hediye\Pictures\surguncecen_big.jpg

 

Çoklarin bildigi gibi “Sürgündeki Çeçenya,  ” kitaplasmis ilk eserim olma özelligini koruyor. Birinci baskisi 1996′da yapilan kitabin, ikinci baskisi 2000 tarihli… Üçüncü ya da daha degisik baskilari yapilir mi, yapilmaz mi bilemem ama hâla devam etmekte olan “edebî” çalismalarimin birinci basamagi olacagi -eger nasipse- bedihi gibi.

Tefrika edilmis romanlarimi zikretmeyi pek uygun bulmam. Onlari üslup, ifade ve bakis tarzi açisindan birer deneme olarak görmüsümdür hep. Biri müstesna, hepsi de vak’a unsurunu  tarihten alsalar bile, birer “belgesel” degil, roman. Hani bisr gerçeklik, bir de “edebi gerçeklik” seklindeki bir “olgu” var. Reel hayatta akisleri bulunan ve uzun birer hikâye sayilabilecek bazi tefrika edilmis romanlarimin  isimleri o kadar bilinmesi gerekli seyler degil zannimca. Fakat merak eden, yine özgeçmisimin yayinlandigi nurustad.azbuz.com adresine bakabilir.

Muhtelif dergilerde nesredilmis denemelerime daha ayri bir gözle bakmak mümkündür gibime gelir. Daha çok “te’sirat -i hariciye” denen sevkettirici unsurun baskisi altinda kaleme alindiklarindan, epeyce hissî görürüm onlari… Meseleleri eleyici ve “tefhim” edici degerlendirmelerin -kiymetlendirmelerin- ardindan yeniden yazilanlari müstesna…

 

Türlü gazete ve dergilerde yayinlanmis hikâyelerimi daha çok sevmekteyim. Çünkü “te’sirat -i hariciye”den azâde bulmaktayim çogunu. Hikâyenin kelime seçici ve siire yakin yani  beni hep cezbetmistir. Onlari kitaplastirmakla mesgul biri olarak diyorum ki, herseye ragmen okuyan yazandan daha iyi anlar ve degerlendirir, tenkit eder.

YILDIRIM: Sanatalemi.net, kastamonur.com, risaleantep.com  adresindeki hikâye-deneme-siir-edebî makalelerinizden anliyoruz ki edebiyatçi-sanatçi yönü agir basan bir yazarsiniz. Gap Gündemi Edebiyat-Kültür Sube Baskani Mehmet Bükülmez’e verdiginiz bir röportajda, “Edebiyatçi sanattan baska bir sey düsünmemeli…” mânasinda ifadeleriniz var. Böylesine, “büyük bir dâva adami”nin biyografisini yazmak, bu sözlerinizle ters düsmüyor mu?

 

BINGÖL : Sanmiyorum. Bu eserlerle tam anlamiyla istigalim 35 yili buluyor. Tanismam daha eskilere dayanir ama suurun sekillendigi yil sayisi 30 ya da 35’tir. O yillardan beri Bediüzzaman’in hayatini yazmak istemisimdir. “Sürgündeki Çeçenya”da da O’nun hayatinin izleri mevcuttur, bazi hikayelerimde de… Asil  kanaatimi sorarsaniz, merhum Bediüzzaman ‘in telif ettigi Nur Risaleleri , dinî muhtevasi bir yana, Yahya Kemal ‘in “agzimda annemin sütü gibi” dedigi güzel Türkçe ‘mizin bir saheseridir. Çünkü asil bir neslin konustugu Türkçe ile; Osmanli Türkçesi ‘nin, bütün Islâm topluluklarinin “fehm “ine uygun bir dil anlayisi ile taçlanmistir. Diger yandan, Bediüzzaman ‘in hayati ve eserlerini “tedkik” etmis biri olarak diyorum ki, telif ettigi eserlerinin “edebî yönü” agir basar. Onun da dedigi gibi, bu eserlerde anlatilan hakikatlerin hemen hemen çogunu, diger âlimler, degisik mütefekkirler, yüzlerce yazar bahsettigi halde, bu kadar genis bir okuyucu kitlesine yayilamamis; ortaya çikardiklari eserlerin çevresinde kenetlenen bir “cemaat” teskilini saglayamamislardir. Bence bu alakanin sebebi, bahsedilen mevzulardan  ziyade, onlarin  ele alinis ve anlatis seklidir ki buna üslûp diyoruz. Ben bu eserlerde öyle edebî sanatlar gördüm ki, oldukça orijinal ve özgün. Bu sebepten yazdigim eseri “edebi inceleme”lerden ayirmiyorum.

YILDIRIM: Kitabiniz bas kisminda söyle bir giris var: “Üstadim / Kolum kanadim / Verdigin isim / Sanki soyadim / Çok susadim / Çok susadim diyen neslime / Buket buket nur sundunuz / Bizler kayip ülkenin / Sizler Nurs ‘undunuz.”

Sana sesleneli o kadar çok oldu ki niceden beri unutmustum onlari. Ancak bu satirlari kaleme alirken, kimbilir hangi müsvedde dosyasina sikismis ve “mor mürekkep” hâline gelmis misralar hâfizamdan fiskirir gibi gün yüzüne çikti.

“Bilmek isterseniz günlere sorun bir; gecelere, aylara, yillara sorun. Gökkubbe ne günlere sâhit olmadi…

Zirvelerde, vâdilerde, sehirlerde – hâlâ- o söylenir, O’ndan söylenir!

Kalemler, kâgitlar, diller pervâne..

Kalbi kilitli, zihni lâl kesilmisler hâlâ idrâk edemez de…

“Niyet ve nazar” ikilisi, idrâk için de, teshis için de bir büyük iksir.

***

Zamanin çikrigini önce paslandirip, sonra durdurup, ardindan gerisin geriye iteceklerdi akillarinca; ama heyhat, o piril piril tirkesteki son okun varligindan ve hizindan habersizdiler.

Ne zamana zincir vurulabilir, ne de tirkesteki son okun uçusuna mâni olunabilirdi. Zavallilarin “halislik imtihani”na akilsiz bir âlet olduklarindan bile haberleri yoktu! Herseye ragmen beyaza, yesile, turkuaz ve pembeye, renk halitasi bahara varmak için daglari asmak gerekti; kalemler, kâgitlar, eller gerekti.

Fidanlar için, filizler için….

Ve Sizler için!

***

Havada bir firtina, kasirga; göz gözü görmez.

Sair arkadasim Kutlu ne güzel der:

“Sakaginda depresir safak

Zemzem kokulu gür sesin…

Sabir katikli çileye

Bedir tohumu serpilmis.

Aysafagi müjdeler…

Eller kelepçeli de olsa

- Vay canim!-

Barla kiyilarinda…”

***

Geceler cins cins; kara ve siyah, bazen asil fecrin habercisi.

Karanligin en koyusu, sehere en yakin olani degil midir?

Yollari oylum oylum isleyeni var, hedefe ok gezleyeni var.

Tirkesteki ” en azâm” ok hedefe uçar .

Uzakta da olsa bahar,

Gene de görünmüstür.

Henüz vakti degildir belki…

” Çiçekler baharda gelir.”

O çiçeklere “zemin ihzar” ederken bulutlar biri biri üstüne örtünmüstür.

Hedef, baharla iç içedir.

Tirkesteki Son Ok hedefi vurmayacak, ona kavusacak, yol açacaktir; alin yazisindaki iklime varacaktir; vardiracaktir.

Yollar O’nundur, yillar O’nundur. Ya Ay-lar?…”

Bu ve buna benzer ifadeleriniz “realist” gelenekle tam olarak örtüsmüyor gibi… Böyle bir siirimsi anlatimi seçmeniz, acaba eserdeki gerçekleri mübalaga sisiyle kapatmiyor mu?

BINGÖL : Tesbitiniz yerinde; çünkü Bediüzzaman Hazretlerinin begendigim bir sözü var; “Mübalaga zemm-i zimmidir.” der. Yani bir gerçegi abartarak anlatmak, ona yapilan gizli bir zemmdir, hakarettir. Övünmek için degil, bir nimeti zikretmek için söylüyorum: Burada yapilan husus, mübalaga degil, 120 parça Nur Risale ‘sinin görebildiklerimden çikardigim mânalarin samimi ifadesidir. Bir insanin kendi samimi hisleri de, bir “realite” degil midir?

YILDIRIM: Ilk eseriniz olan “Sürgündeki Çeçenya ” bir roman… “Ulusal” ölçekli bir gazetede tefrika edilen dört eseriniz de birer romandi. Daha önce verdiginiz röportajlarda belirttiginiz gibi, edebiyat âlemine girisiniz hikâye türü ile olmustu. Fakat bu eseriniz büyük oranda biyografik özellikler tasiyor. Bu girisim, kendinizi sahanizin disina çikarmak gibi olmuyor mu?

BINGÖL : Bu konuda bence- biraz haksiz düsünüyorsunuz. Çünkü bir yazar ve mütefekkiri dar bir sahaya kapattiginiz zaman, ondan tam bir verim alamazsiniz; millî edebiyat açisindan elbet.

 

YILDIRIM: “Silinip gitmistik bir büyük vebalin altinda... Maddeten yanimizdan ayrilali gönül ülkemiz harebezârdan beter, derme çatma barakalarla istila edildi ruhumuz. Bunlar, bize sahâne  saraylar diye takdim edildi. Kopkoyu duman bulutlari kusatti çevremizi; göklerimizi bile…”

Bu ve buna benzer ifadelerinizle sevenlerince kurulan “bir ezberi” bozuyorsunuz gibi. Siz de ayni kanatta misiniz?

BINGÖL : Sanmiyorum. Mesele,  Hazret ‘in eserlerine bir bütün olarak ve “usulid-Din” kaideleri penceresinden bakabilmektedir. Yazdiklarinin müteferrik degil de, “külliyat ” oldugunu hatirlar, metin tahlili metodu ile, bir eserin “siyak ve sibakina” dikkat ederseniz her okuyanin varacagi neticelerdir bunlar. Yine de dikkatinize tesekkürler.

 

YILDIRIM: Sanatalemi.net ‘te yayinlanan ve 1989′da Gap Gündemi Kültür- Edebiyat Sube Baskani M. Bükülmez’e verdiginiz röportajda su manada bir soru sorulmustu. “Islâmî duyarliliga sahip bir yazar olarak, piyasada gezen bu nevi eserler hakkinda ne düsünüyorsunuz?” Orada verdiginiz cevaba bugün de katiliyor musunuz?

BINGÖL : Aynen katiliyorum. Insanlar, hele edebiyatçilar ve mütefekkirler -kaba tabiriyle- “at gözlügü” takarak tek buutlu  düsünmemeliler. Bilhassa kendinin “meslek-i hakikat” mensubu bilen arkadaslarim, kusura bakmasinlar, tek buutlu bir bakisla “uykuda iken kendini ayik zannedenler” safina katililar ki bunun ne manaya geldigini çok insan iyi anlar.

YILDIRIM: Yeni projelerin teferruatlarini degil ama, kaba taslak nelerle ugrastiginizi ögrenebilir miyiz?

BINGÖL : Elimdeki üç çalisma  – Allah kismet eder, saglik , imkan ve ömür ihsan buyurursa-  yillarimi alabilecek kadar genis.Yakin Tarihimize sembolik olarak bakan bir roman yarilanmis gibi… Yine Osmanli’nin büyükbir devlet adaminin roman- biyografi türündeki hayat hikayesi, bir baskasiysa yine bir inceleme; yaramiza tuz bastigimiz bir meselenin tahlili…

YILDIRIM: Sorularimiza cevap verdiginiz için tesekkür ederim.

BINGÖL : Tesekkürle birlikte sunu da diyorum ki “kutsi çiçekler”in yavas yavas göründügü bu günlerde, arkadaslarimiz okuma faaliyetine daha çok agirlik vermeliler; o veya bundan duyduklari sloganlarin pesinden degil, o duyduklarini “miheng”e vurduktan sonra almak için “ehl -i tedkik” sifatina sahip olmalilar. Lütfen okusunlar, arastirsinlar, sloganlarla hareket etmesinler. Eserime takriz yazma ricami kirmayan Yazari Islâm Yasar, Redaktesinde fikir aldigim Romanci- Arastirmaci Hüseyin Yilmaz Dostum’a   ve kitabi basan Erguvan Yayinlari Sahibi Mekki YASSIKAYA Bey’e  tesekkür ediyorum.

 



BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP