NurPlast

M. Nuri Bingöl ile cemaat ve ittifak üzerine bir sohbet

M. Nuri Bingöl ile cemaat ve ittifak üzerine bir sohbet
M. Nuri Bingöl ile cemaat ve ittifak üzerine bir sohbet

 

Mustafa Demez

“Mezar Yeri 47 Yildir Tartisilan Nur Üstad” adli kitabiyla tanidigimiz Mehmet Nuri Eminler Bey’le cemaat, taassup ve toplumsal giybet konulari etrafinda bir Risale-i Nur sohbeti gerçeklestirdik. Burhan Dergisi okurlarinin istifadesine sunuyoruz.

            Muhterem Eminler, sizin Risale-i Nur’u en iyi anlayanlardan birisi oldugunuzu düsünüyorum. Gerek makaleleriniz, gerekse kitaplariniz bunu ispatliyor. Öncelikle söylesi talebimizi kabul ettiginizden dolayi size tesekkür ederim. Müsaadenizle sorularima baslamak istiyorum.

            Ben tesekkür ederim. Tabi buyurun.

            Toplumsal degerlerin asinmaya yüz tuttugu bu dönemde ilmi eserlere olan ihtiyacimiz da artiyor. Bu meyanda gençlerimizin kökleriyle irtibatinin kurulabilmesi için Risale -i Nur gibi büyük eserler önem tasiyor. Bu konudaki görüsleriniz nedir?

            Dediginiz hâza hakikat; “Risale” gibi birlestirici eserlere ihtiyacimiz açik. Ama asil meselemiz onu Kur’an ve Hadis istikametinde, Hazret’in yazdigi kelimelere kendi ilmî zaviyemizden bakarak, onun bunun indî tevillerine kulak asmadan, bir külliyat bütünlügü içinde anlamak ve anladigimizi da egip bükmeden, “çagdas yorum” gibi laflarla reforme etmeden yasamaktir. Yani Nur Üstad’i dogru takip etmektir. O, Erek Dagi’ndaki münzevî yasayisindayken eski talebelerine söyle ögüt vermistir: “Korkmayiniz, ders verdigim imanî ve Kur’anî yoldan arkamdan geliniz. Ebedi saadet ve selamete eriseceginizi tekeffül edebilirim. Yalniz ahde vefa gerek. Bu yakînî kanaatim, hususi bir Inayet-i Rabbaniye’ye binaendir.” 

            Okumayan bir toplum oldugumuz bilinen bir gerçek. Böyle bir toplumda medeniyet ve kültür birikimimizi aktarabilmek için baska çarelere de basvurma ihtiyacimiz var. Siz modern iletisim imkânlarinin yeterince kullanilabildigine inaniyor musunuz?

            Resul-ü Kibriya Efendimiz aleyhisselatü ve selam’in beyani ne muhtesemdir: “Düsmanin silahiyla silahlaniniz.” (Evkamekal) Bunlardan biri de Sinema… Hakkini vererek yapilacak filmlerin büyük inkisaflara, fütuhatlara yol açacagina inaniyorum. Kisaca karsilik vereyim sualinize; oyunu kaidesine göre oynayacaksiniz. Ne yaparsaniz yapin, hakkini vereceksiniz.

            Basin yayin konusunda yapilanlar yeterli mi? Meseleye Islami açidan bakildiginda basin yayinda hususen gazetecilikte ne durumdayiz?

            Yapilan gazetecilikleri her grubun kendine dair haberleri vermek üzere çikardigi bültenler olarak görmekteyim. Isin bir de politik yani var elbet. Taraftari oldugu görüsü onun bunun kalbine ilka etme mesgalesinden firsat bulunup da hakiki gazetecilik yapilamiyor ki…

            Evet, gazetecilik alaninda grup taassubu olduguna ben de katiliyorum. Bakiyoruz bir grubun gazetesi digerinin, öteki de öbürünün aleyhine yayinlar yapiyor. Oysa yan yana yasamak zorunda oldugumuz su dünyada birbirimize karsi daha iltimasli olmamiz gerekiyor. Kendi aramizdaki sorunlarin temelinde taassup kaynakli çekismeler yatiyor. Bu anlamda cemaatçiligi ve taassubu siz nasil degerlendiriyorsunuz?

            Taassup, biliyorsunuz, Arapça menseli bir kelime. “A’sab”dan müstak ve “asabiyet” mefhumu ile de çok alâkali. Eger bahsettiginiz “grup, cemaat taassubu” ise, bunun irkçilik ve unsuriyetçilikten bir farki yok. Bazilari, belki de tipki “milliyet” mefhumu gibi bunun da “müsbet” ve “menfi”sinin bulunabilecegi diyecektir, öyle düsünecek veya öyle düsünmek isine gelecektir!.. Hâlbuki Risale’de (Mektubat, 540) “menfi ve müsbet” olarak ayrilan husus “milliyet”tir; “milliyetçilik” degildir. Eger o “bazilari”nin suyunun suyu nevinden tefsirleri dogruysa, müsbet ya da menfi özellige sahip mefhum “cemaat ve grup”tur; “cemaatçilik ya da grupçuluk” degildir.

            Üstad’in eserlerinde geçen “cemaat” mefhumu hangi anlamdadir?

            “Cemaat-i Islamiye.” Yani Islamî cemaat; yani Islam müntesibi mü’minlerin hepsi bir tek cemaattir, “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” mefhumundan da anlasilabilir bu. Bu büyük daireye “hizmet” için ayri “içtihadi” degerlere sarilmis, metod farkliliklari olan “gruplarin” varlik realitesi, tipki Hucurat Suresi’nin 13. Ayet- i Kerime’sindeki “kavim” târifi gibidir. Kavmiyet bir realitedir ve mesrûdur, ama “kavmiyetçilik, irkçilik” memnûdur, yasaktir; bir “Cebbetü-l cahiliyye”dir.

            Bundan anladigim su: Ayni hedefe dogru kosan farkli cemaatler esasinda tek bir büyük cemaatin unsurlaridir. Bu anlamda farkli cemaatlerin olmasinda bir mahzur yok; belki bunda Allah’in bir rahmeti de söz konusu. Fakat “cemaatçilik” mefhumu için ayni seyi söyleyemiyoruz.

            Bediüzzaman Hazretleri Münazarat’da, Lemaat’da “hizip”lerin tek çati altinda toplanmasinin “atalete”, meseleler karsisindaki vurdumduymazliga itebilecegini der, Ifadenin siyam ve sibakina bakar ve fili târif eden körlerin hamakatine düsmezsek, oradaki “hizip” mefhumunun “ehl-i hak” olan “amelî mezhepler” mânasina geldigini görürüz. Mesele 20. Lem’a’da daha da vuzuha kavusur. “Ehl-i hak” mezheplerin alt birimleri olan diger mesleklere kadar iner. “Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i seriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Bu müthis maraz-i ihtilafa karsi birbirinizin kusurunu görmeyerek yekdigerinizin ayibina karsi gözünüzü yumunuz.” Takdir edersiniz ki bahsedilen bu “ayip”, dinî ve imanî kiymetlere karsi islenen “inhisarcilik, batil hüküm verme, hakikati tersyüz etme” gibi, - Üstad’in tâbiriyle- “cinayât-i azime” degil, ferdî günah ve amel eksiklikleridir.

            Bireysel giybetin helallesme imkâni kolayken, cemaat ve toplumsal giybetin helallesme imkâni o kadar kolay olmuyor. Çesitli guruplarin birbiri hakkindaki yerli yersiz sözlerini, agir ithamlarini nasil yorumlamaliyiz?

            Giybet mevzundaki hassasiyetiniz ne müstakim… Bu güzel sohbet havasi içinde ilmihali mütearifelerle kimseyi sikmak istemem ama giybetin en çirkin olaninin fitrî uzuv eksikligi ya da bünye arizalari oldugunu diyen Allah Resulü’dür. Demek ki “giybet”, sahsî kusurlari söyleyerek, -o insan eger orada hazir bulunsaydi- darilmasini saglayacak seydir. Giybetin caiz oldugu yerleri sayarken Bediüzzaman Hazretleri, dinî bir kusurdan dolayi ve “istisare sünneti”nin hakkini vermek için kullanilan; ‘Onun ile tesri-i mesai etme. Çünkü zarar göreceksin!’ gibi ifadelerin giybetin sümulüne girmeyecegini izah eder ve “Iste bu mahsus – hususi- maddelerde, garazsiz ve sirf hak ve maslahat için giybet caizdir” ( Mektubat, s: 467) der.

            Peki, bir cemaatin giybeti yapilabilir mi?

            Hak ve hakikati izah için, umumi bir grup adini misal vermenin giybet oldugu kanaatinde degilim, ama bahsedilen kayitlarla: Garazsiz olacaksin, sirf hak için olacak niyetin, milletin imanini batildan muhafaza maslahatini düsüneceksin ki tavrin “livechillah” olsun. Bununla birlikte cemaatlerin topluca “ferdiyetle alâkali” kusurlarini teshir, “ehl-i dalalet” ya da “ehl-i zindika” denen canibin ekmegine yag sürmektir.

            Evet haklisiniz bunun için dilimize sahip çikmamiz gerekmiyor mu?

            Hani mâna olarak Hadis-i Serif malumdur. Hani bir Sahabi’ye buyuruyorlar: “Insani Cehenneme yüz üstü sürükleyen seyi söyleyeyim mi?” Eliyle dilini göstererek, “Iste buna hâkim olamamaktir.” diye izah buyuruyor. (Evkamekal) Biz bu mânadaki emirleri sadece giybet etmemek seklinde anliyoruz. Elbette sümulünde o da var ama temel talimatin, “dil ile imanin ziddina ve afâki teviller”le söz söylemek oldugunu Hadis müfessirleri beyan ediyorlar. (Mesela Imam-i Nevevi)

            Biraz önce maslahat için giybete cevaz verildigini söylediniz. Iyi ama maslahat adina hakikati incitenler yok mudur? Buna ne dersiniz?

            Bir anekdotla cevap vereyim: Muhitimizde bir konferans düzenlenmisti birkaç sene evvel. Mevzu; “Peygamberimizden Müjdeler.” Konusmaci, konferansin bir yerinde “Hâla Hz. Isa’nin inisini bekleyenler var!” gibi bir laf etti heyecana kapilarak; yani Hz. Isa’nin nüzul etmeyecegini, sadece bir sahs-i mânevi oldugunu demek istedi. Hâlbuki bütün ehl-i sünnet itikad kitaplarina bakiniz, Risale-i Nur’un Mektubat eserinin 15. Mektup’taki izaha bakiniz, oralarda Hz. Isa aleyhis selam’in “semada cism-i beserisiyle” bulundugu, “zemin müheyya” olunca “Rahmet-i Ilahiye’nin semasindan nüzul” edeceginin izahindan baska bir sey göremezsiniz. Konusmanin sonunda bunlari hatirlatinca, kendisinin de bunlari bildigini, ama maslahat için o sözleri etmesi gerektigini deyince içimden su Hadis-i Serif’i hatirladim: “Ya hayir söyle, ya sus!” Maslahat eger hakikati egdirip seni batila atacaksa, susmayi seçebilirsin veya o mevzua hiç temas etmezsiniz, olur biter. Ümmet-i Muhammed’in, yani Ümmet-i Icabe olan biz Müslümanlarin maslahat için hakikati ters göstermemelerinin, o ideal toplumun insasindaki “seh-rah”, en büyük yol, “cadde-i kübra” olduguna inaniyorum. Maslahat eger öyle gerekiyorsa susarsin, seni izleyenleri saptirmamis olursun böylece. Sapmis, hakikatten huruç etmis kimselerle de tevhidî bir toplum insa edilemez. “Cemaatta vahid-i sahih”in temini için “ilim” ve “cehaletin izalesi” sarttir.

            Son olarak söyle bir soru sormak istiyorum. Biz Müslümanlarin aramizdaki ayriliklara sebep olan sey nedir? Nedir birligimizi bozan?

            Ilim; Kur’an-i Azimüssan ve “Kur’an’in tefsiri mahiyetinde olan sünnet/hadisler”den mütesekkildir. Bedahetle görürüz ki; ihtilafimizin sebebi bunlardan cehaletimizdir, Risale-i Nur’u “müstesriklerin Mevlana Hazretlerine baktigi gibi” anlamamizin –yani anlamamamizin- sebebi de bu cehalettir. “Ittihad cehil ile olmaz” çünkü.



BU HABERE YORUM YAPIN!
Yorumunuz site yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra bu alanda görünecektir.

BU HABERE YAPILMIŞ YORUMLAR
Mehmet11/16/2014 3:15:19 PM

Üstad Hazretlerini bir ehl-i sünnet vel-cemaat alimi ve Risale-i Nur''u - Zübeyr agabeyin nurculuk tarifnde oldugu gibi- bir Islam Külliyati olarak taniyorum. Bu "usul" açisindan yapilan cemaat tarifi yerindedr.

serhad akdogan5/20/2014 1:01:39 PM

Yazarin bu cemaat anlayisini ben Metin Karabasoglu''nun yazilari ile Ahmed Akgündüz''ün açiklamalrinda da gördüm.

KUR'AN-I KERİM

NAMAZ VAKİTLERİ

FACEBOOK'TA RİSALEANTEP